abone ol: Makale | Yorum

Hayâl ve gerçek arasında çocuk bilinci: Masal

0 yorum
Hayâl ve gerçek arasında çocuk bilinci: Masal

Dört kavram etrafında dolaşıyorum: Hayâl, gerçek, çocuk ve masal.

Hayâller bildiğiniz gibi gerçeklerin gaz hâlidir, ya da gerçekler hayâllerin katı hâli.

Hayâlin sınırlarını insan zihninin sınırları belirler. Etrafımızda gördüğümüz her şeyin önce hayâl edilmiş olduğunu lütfen hatırlayalım.

Gerçek kurallarla, zamanla ve mekanla sınırlıdır.

Çocuk hayâle, yetişkin gerçeğe yakındır. İki insan çeşidi arasındaki temel farklardan biri hayâl ve gerçeklikle aralarındaki mesafedir.

Çocuk bilinci doğal olarak hayâle daha yakın ve yatkın iken, yetişkinlerin dünyası matematik ve realitenin katı gerçekliğiyle örülmüştür. Çocuk her tür gerçeği bile oyuna dönüştürüp hayâl dünyasındaki varoluşun kapısını çalarken; büyükler için gerçeğin dışına çıkabilme hâli ancak şiir, felsefe yahut müzik, resim gibi güzel sanatlar veya farklı inançlardaki derinleşmelerle mümkündür. Yetişkinlerde çocuğu sürekli olarak reel dünyaya eklemleme çabası vardır. Ne ki çocuk bu mantığı sürekli reddederek, hayâl dünyasının, kendi çocuk mantığının sınırları içinde kalmak için diretir.

İşte bu noktada, sınırda, bu çatışma alanında masalın ilginç bir işlevi var; Masal; hayalle gerçek, çocukla yetişkin arasında bir köprü, bir ada, bir bulut, bir diplomasi masası oluyor.

Masal, biraz gerçekten, biraz gerçek dışından; biraz dünyadan, biraz dünya dışından, biraz çocuktan, biraz büyükten alarak sınırsız bir anlatı coğrafyası içinde iki tarafı da birbirine yaklaştıran bir işlev görüyor.

Masal yalnızca iki farklı biçimde işleyen insan zihnini birbirine yaklaştırmakla kalmıyor. Aynı zamanda; gerçekle hayâl, büyükle küçük, geçmişle gelecek, otorite ile özgürlük, insanla insanüstü varlıklar, insanla hayvan, insanla herşey arasında, iyiyle kötü arasında bir diyalektik ilişki kuruyor.

Masal hangi toplum içinde biçimlenip varolmuşsa, dinleyenlere o toplum hakkında derin ipuçları verir. Her masal içinde biçimlendiği toplumun sosyolojik bilinçaltı haritasıdır. Günümüzde klasik anlamda masal artık dinlenmiyor, film ya da çizgi film aracılığıyla izleniyor.

Klasik masallar yanında modern dünyanın yeni tür masalları da çocuklar için üretilip çekilerek sinema ve diğer dijital platformlar aracılığıyla bütün dünya çocuklarına ulaşıyor.

Çocuk insanın doğaçlama  şiir hâlidir.

Çocuk bilinci ise bulutsu, beklenmeyen, şaşırtıcı, naif yüzlerce ilmekle örülüdür.

Masal, kendi içinde barındırdığı sonsuz ucu açıklık ve hayâl gücünden beslenmesi yönüyle, çocuk bilinciyle en üst düzeyde anlaşan edebiyat türüdür.

Reel dünyayı öne çıkarıp, masalsı dünyayı çocuklara kapatma uğraşıları, çocuk bilincini kapatmaya dönük bir çabadan başka bir şey değildir. İşte dünyanın gerçeğini binyıllardır görüyoruz: Kan, gözyaşı, savaş, yıkım. Masalsılığını kaybetmiş bir dünyanın geldiği ve varacağı nokta bundan ibaret. Bu dünyayı çocuklara dayatmanın mantığı yok. Masal bir insanlık bahçesidir. Masal dünyanın bittiği yerde başlar ve dünyanın başladığı yerde biter. Çocuk bilinci masal bahçesinde çocuk varoluşunun hem temellerini atar, hem çiçeklerini koklar, hem de sonsuz çayırlarda koşma imkânını yakalar.

Büyümek biraz da masalsızlık ve bu bahçeden uzaklaşmaktır.

Bu yüzden çocuklara hep “aklın varsa büyüme!” diyorum.  Büyüyorlar ama. Büyütüyoruz!

Hiç

Sadettin Acar dostumuz bir büre önçe harika bir kitap yazdı: Güzel Şahitlik.

Kitabı alıp okuduğunuzda bir dostu nasıl anmak/anlamak/anlatmak gerektiği üzerine de düşünmeden edemiyorsunuz. Yazarımızı bu samimi bakışı ve dili için kutlarız. Kendisiyle kitap üzerine yapılan bir söyleşide şöyle diyor dostumuz, babası üzerine konuşurken:

(…) Babam fahri bir köy imamıydı. 50 yılını insanlara dinlerini öğreterek geçirdi. Maaş almadan, köylülerin verdikleri zekatla çocuklarını büyüttü. Bu dünyaya ait değildi. Dünyanın kıyısında yaşadı. Dini ve hayatı anlaması karmaşık değildi. Tasavvufla ve insanlarla iç içeydi. Vefatına kadar bine yakın insana Kur’an okumayı, dinin ilmihalini öğretti. İlk olarak tabii böyle bir babanın oğlu olarak vefa duygusuyla yazdım bu yazıyı. Bir de hâlâ Anadolu’da onun gibi nice insanlar, alimler var. Böyle bir hayatı sürdürmenin mümkün olduğunu göstermek istedim. Evet, kapitalist medeniyetin dayattıklarının dışında da yaşamak mümkün. Teknolojiye, bankalara mecbur ve mahkum değiliz. Babamın hiçbir zaman kredi kartı, e-posta adresi, akıllı telefonu olmadı. Bunları tanımamakla ne kaybettiğine dönüp bakıyorum: Hiç. Sadece hiç. (…)

Mevlana İdris,

08.03.2018 Perşembe Karar Gazetesinde yayımlanmıştır.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: