abone ol: Makale | Yorum

Kütüphane Macerası

0 yorum
Kütüphane Macerası

Editör Yako’dan sonra sabırsızlıkla okumaya fırsat bulmayı beklediğim bir kitaptı Kütüphane Macerası. Kitapları seviyorsanız, onlarla ilgili kitapları okumayı daha da çok seversiniz, size de öyle oluyor mu?

Kapaktaki güzel resmin büyüsüne kendimi kaptırmaya hazır bir şekilde kitabı araladığımda ilk olarak Editör Yako’dan daha farklı bir tarzla karşılaştığıma kanaat getirdim. Kesinlikle daha çok yazı vardı sayfalarda…

Sonra okumaya başladım. Kitap okumayı seven bir kütüphaneci ile karşılaştım. Bir kitabı okumaya başlıyor ve eğer sevmezse hemen yerine koyuveriyor. Fakat severse en uzak odaya gidene kadar kitabı okuyor, oradaki koltuğunda kitabı bitiriyor. Sonra annelerimizin ve artık benim de en kızdığım şeylerden birini yapıyor. Kitabı oracıktaki raflardan birine koyuveriyor, yerine götürmüyor. Düşünün böyle böyle ne olur? En uzak odadaki raflar sevilen kitaplarla dolar ama kitapların asıl yeri boş kalır!

Böyle böyle derken bir gün bu durum ilginç olayların başlamasına sebep oluyor. Uzak odadaki kitapların kahramanları kitaplarından kaçıyor ve geri dönmek konusunda hiç de istekli görünmüyorlar. Kütüphanede bir cümbüş başlıyor. Bütün batı klasiği çocuk kitaplarının kahramanları bir odada! Düşünsenize! Fare Bartolomeo sürekli Pinokyo’nun burnunu kesmek istiyor mesela, gemisine direk yapabilmek için. O karışıklığı anlatan sayfalarda dil, anlatım da öyle karışıktı ki, acemi bir işle mi karşı karşıyayız yoksa bilinçlice yapılmış ve okuyucuya da aynı kaos hissini vermeye çalışan usta bir yazarla mı karşı karşıyasınız karar veremiyorsunuz.

Sağ kapıdan çıkanlar, sol kapıdan çıkanlar, orta kapıdan çıkanlar vs derken daha münferid maceralara tanık oluyoruz bu arada. Mavi peri ile Pinokyo’nunki hızlıca biterken –ki hiçlik aleminde iyi ki uzun sürmedi-, altın yumurtlayan tavuk etrafında dönen macera epeyce uzuyor. Neredeyse devin iç dönüşümüne, olgunlaşmasına tanık oluyoruz satır satır. En sonunda durun siz kuzensiniz kıvamında tatlıya bağlanıyor kovalamaca. Tabi burada, önemli bir karakterden söz etmemiz lazım: Kütüphane hayaleti. Kütüphaneci hanıma bu karışıklığı düzeltmek için pazartesi sabahı saat sekize kadar süre verse de, aslında o da her şey yoluna girsin diye epey uğraşıyor. Hatta sanki oh ne güzel, bana da eğlence çıktı der gibi bir havası vardı bence. Neyse, “Bir insanı azıcık yiyemezsin” gibi zekice ve esprili cümleleri ile masal kahramanlarına öğütler veren bu hayaleti sevdim… Aynı hayalet devin şahsında çocuklara nasıl davranılması gerektiği hakkında da ciddi bir nutuk atıyor ki, kitabın en ciddi cümleleri diyebilirim o satırlar için:

Çocuklara vurulmayacağını ya da bağırılmayacağını bilmiyor musun?

Çocukların, büyüyüp iyi insanlar olmaları için kendilerine yol gösterilmesine ve bakılıp büyütülmeye ihtiyaç duyan küçük insanlar olduklarını bilmiyor musun?

Kitaplarla ilgili sıkıntılar nasıl çözülür? Elbette okuyan insanlarla. Ve bu hikayede de okuyan çocuklarla. Kütüphane hayaletinin nasihatine kulak veren kütüphaneci bu yolla çözümü buluyor. En önemlisi de artık kitapları aldığı yere koymayı unutmuyor.

Resimler yine çok güzel. Hikayenin ayakları yerden kesen havasına uygun. Canlı renkler, dinamik ifadeler var ve ben yine sevdim.

Editör Yako 2004, Kütüphane Macerası 2010 yılında yayımlanmış. Bence Editör Yako’daki daha sade anlatımı kaybetmemeli yazar. Hemen karar vermeyelim tabi, biraz daha okuyalım.

Editör Yako biraz hem en hem boy olarak biraz daha küçük. Bunu da es geçmeyeyim.

Şimdiden iyi okumalar dileyebilirim.

Not: Bu hafta Haftanın Kitabı mutad olduğu üzere pazartesi değil çarşamba geldi. Karışıklıktan dolayı kusura bakmayın. Ama görüyorsunuz, en büyük kütüphanelerde bile karışıklık bazen önü alınmaz oluyor.

 

Kütüphane Macerası

Neobicna Knjiznicarka

Yazan: Kasmir Huseinovic

Resimleyen: Andrea Pertlik Huseinovic

Çeviren: Handan Sağlanmak

Final Kültür Sanat Yayınları

3.Baskı Mayıs, 2016, 49 sayfa

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir