abone ol: Makale | Yorum

Offf Çok Sıkıldım

0 yorum
Offf Çok Sıkıldım

Offf Çok Sıkıldım kitabı ile neredeyse bir senedir kitapçılardaki yerini aldı. Halenur Çalışan Gürbüz’ün akıcı dili, rahat okunan, elinizden bırakmadan okuyabileceğiniz bir kitap sunmuş bize. Kitabı bitirdiğimde hissettiklerimi, “canı gönülden tavsiye edebileceğimiz bir ilk gençlik hikayesi olabilecekken…” diye başlayıp yarım kalan bir cümle ile özetleyebilirim…

Yatılı okul kurguları, eğlenceli bir hikaye için oldukça verimli bir alan. Asiye’nin ilk kitabında olduğu gibi macera yine yatılı okulda geçiyor. İlk kitaba göre daha derli toplu bir kurgu okuduğumu düşünüyorum. Asiye’nin tek bir yaramazlığı etrafında dönüyor tüm hikaye. Gerçi kallavi “bir” yaramazlık…

Halenur Çalışan Gürbüz de yatılı okul deneyimi var (imiş). Çünkü bahsettikleri bazı detaylar ve kitapta ara ara verdiği “Tuhaf Gerçekler” yatılı okul hayatını yakinen yaşamış yahut yaşayandan dinlemiş olmayı gerektiriyor. Bu kısımlarda yatılı hayatı tatmış her öğrencinin ayrıca keyifleneceğini söyleyebilirim. Kitaptaki “limon sulu sandviç” çok iyi fikirmiş mesela. Arkadaşlarım genelde salçalı ekmek yerlerdi. Sonraki yıllarımda ben, komşu oda arkadaşlarım sayesinde! ketçap ve mayonezli ekmekle tanışmıştım! Hey gidi…

Deli Asiye Sayesinde İntikam!

Asiye, Deli Asiye’nin yardımı ile nasıl bir yaramazlık/intikam düşündü, onu yazmayayım. Spoiler olmasın.

Değinmek istediğim, seçilen kelimelere bakıp, yatılı okulda okuyan henüz 6-7. Sınıf öğrencisi bir genç kızın psikolojisini görmeye çalışmak.

Kitabı okurken düşündüğüm şu: Ne Asiye’nin ne de çocuk kitaplarındaki karakterlerin yaramazlıkları ile sorunum yok. Hatta bunları normal, olması da gereken unsurlar olarak görüyorum (kimseye zarar vermeme sınırına kadar tabi). Fakat bu esnada insana bakış açımız önemli. Belletmenine “o kadar zeki bir tip de değildir aslında” demek, “höt höt yürüdü” diye tanımlar kullanmak ve hatta arkasından deli işareti yapmak… Öğretmenine sesli sesli “süslü kokana” demek istemesi, biyoloji öğretmeninden adı ile bahsetmesi yetmiyor gibi “şirret” gibi bir sıfatı kullanması metnin tadını tuzunu kaçırmıyor mu? Benim için ipin koptuğu yer bir öğretmen için kurulan “bu kadar aksi bir insanın evlenip çoğalmış olduğunu zannetmiyorum.” cümlesi oldu. Bu tanımlamalar ve bakış açısı olmasan haylazlık öyküleri yazılamaz mı?

Bu kitabı öğretmenler, yatılı okul belletmenleri de okumuş olmalı. Ne düşündüler, merak ediyorum…

Felaketin Kıyısında

Asiye aynı hocasına uyku ilacı içiriyor, intikam almak için. Bir felakete sebep olabilecekken talih ya da kurgu diyelim, yüzüne bakıyor da, her şey tatlıya bağlanıyor.

Asiye’nin dayak gibi, bağırmak da şiddet içerir (s.79) görüşüne katılmamak elde değil. Çocuklara bağırmayalım. Onlarla güzel kelimelerle konuşalım ki onlar da ne kadar yaramazlık yaparlarsa yapsınlar güzel kelimelerden vaz geçmesinler. Çünkü onların kelimelerine muhatap olan da bir insan.

Kitapta ilkinde olduğu gibi Tuğrul Karacan çizimleri var. İlk yarıda hale Pazar günü olmasına ve öncesinde kızlar önce pijamalı çizilmelerine rağmen, aynı gün için formalı halleri ile devam etmiş çizimler. Bir kitapta böyle detayların nasıl gözden kaçabildiğini iyi biliyorum. İnşallah ikinci baskıda düzeltilir.

Asiye ufacıcık da olsa bir “uslanma” sinyali verdi bize. Umarım o sinyal bizi yanıltmaz.

 

Offf Çok Sıkıldım

Asiye 2

Yazan: Halenur Çalışan Gürbüz

Resimleyen: Tuğrul Karacan

Profil Yayınları, 152 sayfa

Kasım 2016

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: