abone ol: Makale | Yorum

Sevilmeyen Mış Miş

0 yorum
Sevilmeyen Mış Miş

 

flowers-illustration

Cicika açık bir kapı gördü ve içeri girdi. Büyükçe bir bahçe ile karşılaştı. Taş döşeli bir avlu, iki taraf duvarla çevrili diğer kenarlarda başka kapılar var. Cicika toprak bahçe tarafından gelen türküye doğru ilerledi. Her halinden çalışkan olduğu hissi veren bir teyzecik, toprağı kazıyordu.

Al pembecik yanaklı teyzecik, Cicika ile sohbet etti biraz. Cicika öğrendi ki, havalandırılan, hazırlanan bu toprağa birazdan, rengarenk açacak çiçek fideleri ekilecekti. Cicika heyecanını bastırmadı ve taş döşeli avluda dört döndü, koştu, hopladı, zıpladı.

Bir baktı ki odalardan birinin önüne gelmiş. Kapı da açık mıymış, açıkmış. İçeride insanlar var mıymış, varmış. Konuşup duruyorlar mıymış, konuşup duruyorlarmış.

O şöyle yapmış, şu saatte gelmiş, kapıyı kendi açmış, yanında da kim varmış, arkadaşmış, kim gelmiş, iş yapmışmış, sohbet etmişmiş, gülmüşmüş, boş boş oturmuşmuş, mış mış miş miş Cicika şişmiş. Cicika bir süre sonra kimseyi duyamaz oldu. Kaş oynatmalara, dudak büzmelere bakar oldu sadece. Ne kadar üzücü, dedi kendi kendine. Ne kadar zor bir işleri var bu insanların. Hiç bilmedikleri bir konuda sürekli konuşup doğruyu arıyor olmalılar. Ne kadar da imkansız.

Cicika üzüntüyü midesinde sıcak bir yanma, omuzlarında soğuk bir ağırlık olarak hissetti. Bahçeye doğru döndü. Ayaklarımda can bulmalıyım, yoksa burada düşüp kalacağım dedi kendi kendine. Bir adım, bir adım daha. Allah’ın adıyla. Cicika yürüdükçe ferahladı, yürüdükçe gözünün önünden sis bulutları aralandı. Yürümek, her zaman iyi gelmiştir bana, dedi. Güzel işler yapan al pembecik teyzeciğin yanına gitti.

 

Rabia Gülcan Kardaş

*Bu yazı ilk olarak BeyazBulut dergisinde yayımlanmıştır.

Cevapla

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir