abone ol: Makale | Yorum

Hikâye-i Âgâh

3 yorum
Hikâye-i Âgâh

Hikâye-i Âgâh ve Dedem Korkut

Nihayet, aylardır masamda sıra bekleyen bir kitapla daha karşınızdayım: Hikâye-i Âgâh ve Dedem Korkut.

Kitapta, başlığından ötürü, Dede Korkut masalları ile karşılaşacağımı düşünmüştüm. Dede Korkut sadece bir göründü, sonra kayboldu aslında. Tekrar ortaya çıksın diye uğraştı kahramanımız ama ne oldu bilinmez. Kitap, sanki ikinci bir kitabın sinyalini verircesine “ Dedem Korkut gelmiyor, hiçbir şey değişmiyordu. Ta ki…” şeklinde bitti.

Elimdeki çalışma, Kalem Vakfı Yayınları tarafından okuyucuya sunulmuş. Bu vakfı pek bilmesem de okulları olduğunu biliyorum. Zaten bu kitapla beraber, öğrenciler ve öğretmenler tarafından hazırlanmış başka kitapları da var. Sanırım bu da, okulun iki öğretmeni tarafından yazılmış.

Hikâye-i Âgâh ve Dedem Korkut kitabının başında Uzman Psikolog Sena Sezgin’e ait “Eserin Eğitim Hedefi” başlıklı bir açıklama var. Kitabın gençlerin kimlik ve kişilik gelişimine destek olmayı hedeflediğini bu satırlarda öğreniyoruz. Peki, bunu nasıl yapmaya çalışmış, elimizdeki eser?

 

33 Gün 33 Hikaye

Kitapta tatil günleri dışında sıkılan, sürekli TV ve bilgisayar başında vakit geçiren bir genç imajı çizilmiş önce. Bu genç Dede Korkut’un kendisine göstermesi ile bir sandık bulur tavan arasında. Sandıktan çıkan kitabı, yine Dede Korkut’un tembihiyle 33 günde bitirir. 33 günün sonunda bizim delikanlı çok daha farklı biri olur, en azından satırlar öyle söylüyor. Gencin öncesi ve sonrası hakkında yazılanlar bana pek de iyi gelmedi açıkçası. Nedenlerini uzun uzun yazmak da istemiyorum. Fakat bir şeyler de yazmalı değil mi… Öncelikle çok kısa bir anlatım, hızlı bir değişim çok da inandırıcı gelmiyor insana… Ayrıca gencin kötü halleri anlatılırken, “sana bana benziyor” gibi ifadeler kullanmak da okuyucuyu direk belli bir kalıba sokmak değil midir? Velev ki gençlerin içindeki o iflah olmaz karamsarlığa dokunmak, ışıtmak istediniz… Bu yol maalesef itici değil mi?

Neyse, sanmayın ki kitabı kötülüyorum… Bu tamamen daha iyisini yapalım niyetiyle dile getirilmiş bir eleştiri…

Peki, ne var bu 33 hikâyede? Ben sandım ki, her gün için bizim delikanlı Âgâh’a çeşitli görevler verilecek ve bu onu, bir tekâmül sürecine sokacak. Tam öyle olmadı. Aslında daha çok Osmanlı günlerine ait, medeniyetimizin o ince gelenekleri, adetleri anlatıldı her hikâyede. Bir tür hikaye terapi diyeceksiniz belki…

Sadaka taşı, diş kirası, sürre alayı, amin alayı, zimem defterleri gibi adetler ve paranın çokluğunun değil bereketinin önemli olması gibi değerler anlatılıyor, her hikayede. Bunları topluca okumak, insan yüreğini hassaslaştırıyor, inceliklerin farkına vardırıyor.

Böyle, gençleri hedef almış bir kitapta isterdim ki, bu inceliklerin günümüzle bağlantısı da kurulsun.

Hikayelerden birinde, eskiden genç kız olan evlerin, pencere önlerinde kırmızı çiçek bulundurulduğu anlatılmış. Bunun nedeni sokaktan geçen delikanlılara, “Aman ha! Sakın buradan geçerken küfür etme, gözüne dikkat et” vs gibi mesajlar vermek olarak anlatılır, duymuşsunuzdur. Acaba, facebook’da tanımadığın kızlara arkadaşlık teklif etmemek, hadi arkadaş oldun, resimlerine gelişi güzel yorumlar yazmamak, paylaşımlarını herkesin okuyabileceğini düşünerek yazmak gerektiği gibi bir de bu günden örnekler olsun. Çünkü önemli olan pencere önündeki kırmızı çiçek filan değil, o uygulamanın ardındaki edep, ahlak, insana saygı, insani değerler… artık ne derseniz…

Peki bu ifade? Güzelliği bir kenara, günümüz genç dilinde iğreti kalmayacak mı? Daha uygun ve pratik bir ifade önerilebilirdi pekala.

Kitap yine de, kültürümüzün ince adetlerini derli toplu okumak için alınabilir. Ayrıca bunu hafif de olsa bir kurguyla yapmış olduğundan, gençler için okumayı kolaylaştırıyor diye düşünüyorum.

Madem okullar açıldı, bir okul yayını olan bu kitabı, yine bir okula gönderelim diye düşündüm.

Sizden ricam, kitabı hangi okul için istediğinizi, okulun adını, bulunduğu ili aşağıya yazarak çekilişe katılmanız. O okulda bir öğretmen de olabilirsiniz, öğrenci de, öğrenci velisi de. Sadece lütfen kitap size çıkarsa, kitabı okula götürün ve kütüphaneye bağışlayın. Bize de fotoğrafını gönderin.

Unutmadan, kitabımız imzalı 😉

 

Şimdiden iyi okumalar.

 

Hikâye-i Âgâh ve Dedem Korkut

Volkan Arslan, Ergün Tanlak

Şubat, 2017

Kalem Vakfı Yayınları

  1. Mecidiye Ortaokulu Keçiören /Ankara

    • Tuğba hanım, çekiliş sonucu kitabı size göndereceğiz. cocuklarokuyor@gmail adresine posta bilgilerinizi gönderebilirsiniz.

  2. Fatma Yüksel gürünlüoğlu  

    Şehit teğmen Harun kılınç ortaokulu elbistan/ Kahramanmaraş

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: