abone ol: Makale | Yorum

Muzaffer İzgü

0 yorum
Muzaffer İzgü

Sitemiz editörlerinden Kübra Çetin, çocukluğunun yazarlarından Muzaffer İzgü üzerine yazdı…

 

Çocukluğumdan bu yana biriktirmeyi seven biri oldum hep. Biriktirdiklerim, sakladıklarım arasında, çok sevdiğim kalemler, en sevdiğim oyuncak bebeğim ve çocukken okuduğum bazı kitaplar da var. İlerde çocuklarıma veririm diye sakladığım şeyler bunlar… Geçenlerde onlardan birini çıkardım ortaya; bir masal kitabı… Öylece saklamışım, hatırlamıyorum da içeriğini. Ama sakladığıma göre sevmişimdir herhalde, diye düşünüp başladık okumaya. Uyku saati öncesi ya ninni ya kitap… Başladık başlamasına ama ben okurken dehşete kapılıyorum; kelimeleri, ifadeleri, cümleleri, hatta kahramanları değiştiriyorum. Zira masallarda hacılar-hocalar gelip padişahın kızına kötülük yapmaya çalışıyorlar, jandarmalar gelip kızı kurtarıyorlar. Sonra cinayetler, hayvanlara işkenceler, vs.

Masalları değiştire değiştire okuyunca, kitap bizim oğlanın hoşuna gitmiş olmalı ki, birkaç gün sonra babasına götürmüş uyku saatinde okusun diye… Bizim oğlanın çığlığı üzerine koştum yanlarına; “Bu nasıl kitap böyle ya?!” dedi babası. Bizimki de ellerini yüzüne kapatmış, “Okuma baba!” diye ağlıyor. Hasılı büyük bir şaşkınlık geçirdik kitaptan dolayı. Anadolu’yu gezerek toplamış bu masalları yazar beyefendi! Ne yazarın ne de kitabın adını vereceğim burada tabii… Eski bir kitap işte…

 

Çocukluğumun Yazarlarından

Geçtiğimiz günlerde Muzaffer İzgü’nün hastanede ağırlaştığını ve sonrasında vefat ettiğini okuyunca; üzüldüm. Çocukluğumun tebessümlerine sebep olan Ökkeş’in yazarıydı bu dünyadan ayrılan. Başka hiçbir kitabını okumadığım; hayatını, dünya görüşünü bilmediğim İzgü, benim çocukluğumun yazarlarındandı.

 

8 yaşındaydım, ameliyat olmuştum. Bir ay rapor vermişti doktorlar. Evde yatıyordum. Öğretmenim, sınıfı toplayıp geçmiş olsuna getirmişti. Camdan onları gördüğümde ellerindeki hediye kutusunu da görmüştüm. Nasıl da sevinmiştim… O kutunun içinde kalemler, defterler, şekerler ve bir de bir kitap… “Ökkeş Dolmuşcu”… Muzaffer İzgü tarafından yazılmış kitaplardan biri… İlk sayfada öğretmenim tarafından yazılmış bir notla beraber…

Okumayı çok severdim çocukken. O kitabı, gülücüklerle okuduğumu hatırlıyorum. Epeyce de saklamıştım. Ökkeş’in yerine neden yukarda bahsettiğim kitabı sakladıysam bizim çocuklara…

Muzaffer İzgü demek, çocukluğum, öğretmenim, kitap sevgim ve tebessümlerim demek benim için. Çocuklar için yazmanın en güzel tarafı değil mi bu? Yıllar sonrasında ölüm haberimiz gittiğinde şimdinin çocuklarına, onlar da çocukluklarını hatırlayacaklar; anne-babalarının ya da öğretmenlerinin onlar için aldığı kitapları, heyecanlarını, tebessümlerini… Ayrı yollarda yürüyor olsak bile o çocukluk hatıraları aynı zeminde buluşturacak bizi. “O tertemiz tebessümlerim rahmet olsun yağsın üstüne” diyecek bir yetişkin belki biz öldüğümüzde…

Demem o ki; çocuklara nefreti, öfkeyi, dehşeti anlatmayalım. “Benim kalbim kocaman anne, herkesi çok seviyorum…” diyen oğluma neden birilerinin kötü olduğunu, onlardan nefret etmek gerektiğini anlatayım ki? Masallar huzur içinde uyutmayacaksa çocukları, yazarlarını huzur içinde yatırır mı ki ölümden sonra?  Biz sevgiyi, sevmeyi, gülmeyi, güldürmeyi anlatalım onlara… Ağlamayı öğretenler zaten çokça bulunacak hayat yollarında!

Kübra Çetin

 

 

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: